Ergen (12-18 yaş)

Ergenlerde Yaygın Kaygı Bozukluğu: Bitmeyen 'Ya Olursa'

9 dakikalık okuma Psikolog Esra Gamgam Gökdemir 15 dk ücretsiz ön görüşme
Ergenlerde Yaygın Kaygı Bozukluğu: Bitmeyen 'Ya Olursa'

Arabadasınız, okula gidiyorsunuz. "Anne, ya sınav zor olursa?" Cevap veriyorsunuz. Kırk saniye sonra: "Ya öğretmen kızarsa?" Ona da cevap veriyorsunuz. Sonra sırayla: ya otobüsü kaçırırsam, ya kimse yanıma oturmazsa, ya sen beni almaya geç kalırsan, ya babama bir şey olursa. Okula vardığınızda ikiniz de yorgunsunuz.

Akşam aynı sorulardan bazıları yeniden geliyor. Sabah verdiğiniz cevabın hiçbir izi kalmamış gibi. "Ama biz bunu konuştuk" diyorsunuz. "Biliyorum" diyor, "ama yine de bir sorayım dedim."

Bu, inatçılık değil. Sizin cevabınızın yetersiz olması da değil. Kaygının kendisi böyle çalışıyor: verilen güvence bir süre rahatlatıyor, sonra etkisini yitiriyor ve yeni bir güvence talebi doğuyor.

Yaygın kaygı bozukluğu nedir?

Yaygın kaygı bozukluğu, endişenin belirli bir konuya bağlı kalmayıp hayatın birçok alanına yayıldığı ve gencin kontrol etmekte zorlandığı bir tablo. Buradaki ayırt edici sözcük yaygın. Sadece sınav ya da sadece sağlık değil, sırayla hepsi.

Ergenlik zaten endişenin arttığı bir dönem. Gelecek, arkadaş ilişkileri, görünüş, aileden duyulan sorumluluk, hepsi aynı anda gündeme geliyor. Bir gencin bunlar için zaman zaman kaygılanması beklenen bir şey.

Konuşulması gereken yer, endişenin gündelik hayatın arka planında sürekli çalışan bir ses haline gelmesi. Genç bir konuyu çözdüğünde rahatlamıyor, endişe hemen bir sonraki konuya geçiyor.

Bir noktayı açıkça belirteyim: yaygın kaygı bozukluğu tanısını koyacak kişi çocuk ve ergen psikiyatristidir. Ben değerlendirme yapar, gencin ve ailenin yaşadığını anlar, terapi sürecini yürütürüm.

Kısa ayrım: Sınav haftası endişelenen, sınav bitince rahatlayan genç dönemsel bir gerginlik yaşıyor. Bir endişe biter bitmez yerine yenisi gelen, aylardır gevşeyemeyen ve "kafam hiç susmuyor" diyen genç ise destek almaktan fayda görüyor.

Belirtileri neler?

Kaygı gençlerde çoğu zaman "kaygılıyım" cümlesiyle gelmiyor. Yorgunluk, huzursuzluk ve bedensel şikâyetler üzerinden görünüyor:

  • Birçok konuda süregiden, durdurulamayan endişe
  • En kötü ihtimali düşünme ve o ihtimali gerçekmiş gibi yaşama
  • Aynı soruyu tekrar tekrar sorma, onay ve güvence arama
  • Karar vermekte zorlanma, seçim yapmayı erteleme
  • Kas gerginliği, baş ağrısı, karın ağrısı, çarpıntı, boğazda düğüm hissi
  • Uykuya dalmakta zorlanma, gece kafası çalışırken uyanma
  • Çabuk yorulma, dikkatini toplayamama
  • Sinirlilik ve küçük şeylere sert tepki
  • Mükemmeliyetçilik, ödevi bitirememe, yeniden yeniden yapma

Bu belirtiler her gençte zaman zaman görülebiliyor. Belirleyici olan, çoğu günde ortaya çıkması ve aylardır sürüyor olması.

Felaketleştirme ve güvence arama: iki döngü

Yaygın kaygıyı ayakta tutan iki mekanizma var. İkisini de odada sık sık ele alıyorum.

Felaketleştirme. Zihin, belirsiz bir durumdan en kötü sonucu üretiyor ve oraya kadarki zinciri saniyeler içinde kuruyor. Sınavdan düşük alırım, ortalamam düşer, iyi bir okula giremem, hayatım biter. Genç bu zincirin sonunu düşündüğünde beden gerçek bir tehlike varmış gibi tepki veriyor. Kaygının gerçekten hissedilmesinin sebebi bu.

Güvence arama. Genç rahatlamak için soruyor: "Kesin iyi olacak, değil mi?" Aile cevap veriyor, genç rahatlıyor. Ama bu rahatlama kısa sürüyor, çünkü zihin bir süre sonra "peki ya yanılıyorsa" diye devam ediyor. Yeni soru geliyor.

Burada ailenin çok zor bir yerde kaldığını biliyorum. Çocuğunuz endişeliyken cevap vermemek zalimce geliyor. Ama her verilen güvence, gence "bu kaygıyla tek başına baş edemezsin" mesajını taşıyor ve döngüyü bir tur daha çeviriyor. Bu, sizin bir hatanız değil. Zaten her sevgi dolu ebeveynin yapacağı şey.

Güvence arama her zaman soru biçiminde de gelmiyor. İnternetten belirti araştırmak, aynı konuyu farklı kişilere tekrar tekrar sormak, mesajın okundu bilgisini kontrol etmek, çantayı defalarca gözden geçirmek de aynı işi görüyor. Ortak yanları şu: hepsi kısa süreli bir rahatlama veriyor ve hepsi kaygıya "sen haklıydın, kontrol etmek gerekliydi" diyor.

Güvence veren cümleBunun yerine denenebilecek cümle
"Merak etme, kesinlikle hiçbir şey olmayacak.""Emin olamamak çok zor geliyor, farkındayım."
"Sınavı kesin iyi geçireceksin.""Zor gelirse ne yaparsın, birlikte düşünelim mi?"
"Yüzüncü kez soruyorsun, yeter artık.""Buna bugün konuştuk, sence sen ne düşünüyorsun?"
"Boş şeylere kafa yorma.""Bu düşünce seni gerçekten yoruyor."

Sağdaki cümleler ilk denemede tuhaf gelebiliyor, hatta gencin tepkisini artırabiliyor. Sıcak bir ses tonuyla ve tutarlı biçimde kullanıldığında ise birkaç hafta içinde soru sıklığı düşmeye başlıyor.

Neden oluyor?

Tek bir sebep aramak yanıltıcı olur. Çoğunlukla birkaç etken bir araya geliyor:

  • Mizaç ve aile yatkınlığı. Bazı gençler doğuştan belirsizliğe daha tahammülsüz. Ailede kaygı öyküsü olması da bu yatkınlığı artırabiliyor.
  • Belirsizliğe dayanma güçlüğü. Kaygılı gencin asıl zorlandığı şey kötü sonuç değil, sonucun bilinmiyor olması.
  • Yüksek standartlar. Kendine koyduğu çıta hatayı imkânsız kıldığında, her görev bir risk haline geliyor.
  • Yakın dönemdeki bir olay. Ailede hastalık, kayıp, ayrılık, taşınma, ekonomik zorluk.
  • Kaçınmanın ve güvencenin döngüyü beslemesi. Endişeyi azaltmak için yapılan her şey, kısa vadede rahatlatıp uzun vadede kaygıyı büyütüyor.

Kaygının bedendeki karşılığını da atlamamak gerekiyor. Zihin sürekli tetikte olduğunda kaslar gün boyu kasılı kalıyor, nefes yüzeyselleşiyor, sindirim düzeni bozuluyor. Gencin şikâyet ettiği baş ağrısı, karın ağrısı ve çarpıntının çoğu buradan geliyor. Doktor kontrolünde bir sorun çıkmadığında aileler bazen "demek ki bir şeyi yok" diye düşünüyor. Oysa o ağrı gerçek, kaynağı başka.

Ne zaman uzman desteği almalı?

Şu üç soruya bakmayı öneriyorum:

  • Süre: Endişe yaklaşık altı aydır çoğu günde var mı?
  • Yaygınlık: Tek bir konuya mı bağlı, yoksa alanlar arasında yer mi değiştiriyor?
  • İşlev: Uykusunu, okulunu, arkadaşlıklarını ya da iştahını etkiliyor mu?

İkisi varsa beklemek yerine konuşmayı öneriyorum. Kaygıya eşlik eden uzun süreli mutsuzluk, umutsuzluk ya da kendine zarar verme düşüncesi varsa bu hiç beklemeyecek bir konu. Acil bir tehlike hissediyorsanız 112 Acil Çağrı Merkezi'ni aramaktan çekinmeyin.

Nasıl çalışıyoruz?

Yaygın kaygı bozukluğunda bilişsel davranışçı terapi ile ilerliyorum. Sürecin adımları gençle birlikte, açıkça konuşularak kuruluyor.

İlk aşamada gencin endişe haritasını çıkarıyoruz: hangi konularda, hangi saatlerde, hangi cümlelerle. Sonra o cümleleri tanımayı ve sınamayı öğreniyoruz. "Ya olursa" cümlesinin karşısına "gerçekten olursa ne yaparım" sorusunu koymak, çoğu genç için ilk rahatlama oluyor.

İkinci aşamada bedenle çalışıyoruz: nefes, kademeli gevşeme, endişe için günün belirli bir saatinde ayrılan kısa bir zaman. Üçüncü aşamada ise kaçınılan durumlara kademeli olarak geri dönüyoruz, çünkü kaygı ancak yaklaşılarak küçülüyor.

Aileyle ayrı görüşmeler yapıyorum. Güvence verme döngüsünü kırmak, gencin tek başına yapabileceği bir şey değil. Evde nasıl cevap vereceğinizi birlikte, adım adım planlıyoruz.

Süreç boyunca gencin kendi ilerlemesini görebilmesine önem veriyorum. Görüşmeler arasında kısa bir kayıt tutuyoruz: hangi durumda kaygı kaç düzeydeydi, ne yaptı, sonra ne oldu. Birkaç hafta sonra o kayda geri döndüğümüzde, korktuğu şeylerin çoğunun gerçekleşmediğini kendi yazdığı satırlarda görüyor. Bu, benim söyleyeceğim hiçbir cümleden daha ikna edici oluyor.

Evde yapabilecekleriniz

  • Güvenceyi azaltın, ama desteği değil. Aynı soru üçüncü kez geldiğinde cevap vermek yerine "bu soruya bugün cevap verdik, sence sen ne düşünüyorsun?" demeyi deneyin. Soğuk değil, meraklı bir tonla.
  • Endişe saati koyun. Günde on beş dakika, aynı saatte, endişelerin konuşulduğu bir zaman. Gün içinde gelen endişeler bir deftere yazılıp o saate bırakılıyor.
  • Duyguyu geçersiz kılmayın. "Boş şeylere kafa yoruyorsun" cümlesi kapıyı kapatıyor. "Bu seni gerçekten yoruyor, farkındayım" cümlesi açıyor.
  • Kaçındığı şeyi küçük parçalara bölün. Telefonla arayamayan bir genç önce mesaj atsın, sonra tanıdık birini arasın. Adım küçük olsun, ama atılsın.
  • Uykuyu ve kafeini gözden geçirin. Geç saatte içilen kahve ve enerji içeceği kaygıyı belirgin biçimde artırıyor.
  • Kendi endişenizi ayrı tutun. Evde yüksek sesle yapılan felaket senaryoları, gencin zaten kurduğu zinciri güçlendiriyor.

Kaygı, üzerinde çalışıldığında yol veren bir alan. Çoğu genç bu süreçten, kaygıyı yok etmiş olarak değil, onunla ne yapacağını bilerek çıkıyor. Nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız, ücretsiz ön görüşmede birlikte konuşabiliriz.

Sık sorulan sorular

İlgili çalışma

Bilişsel Davranışçı Terapi hakkında ayrıntılı bilgi ve randevu için: Çocuklarda Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)

WhatsApp'tan yazın Randevu formu

S.S.S.

Sık sorulan sorular

Çocuğuma güvence vermeyi bırakırsam daha da kaygılanmaz mı?
İlk günlerde kaygıda geçici bir artış olabiliyor, bu beklenen bir tepki. Ancak güvence azaldıkça gencin kendi baş etme becerisi devreye giriyor ve zamanla soru sıklığı düşüyor. Önemli olan bunu ani ve sert değil, kademeli ve sıcak bir dille yapmak. Bu geçişi ailelerle birlikte planlıyorum.
Yaygın kaygı bozukluğu ergenlikle birlikte geçer mi?
Bir kısmı yaşla hafifliyor, ama aylardır süren ve hayatı daraltan bir kaygının kendi kendine çözülmesini beklemek süreci uzatıyor. Üzerinde çalışılmadığında kaygı çoğu zaman yer değiştirerek devam ediyor. Erken destek genellikle daha kısa bir yol oluyor.
Kaygı bozukluğu ile normal ergenlik gerginliğini nasıl ayırırım?
Üç şeye bakın: süre, yaygınlık ve işlev. Dönemsel gerginlik bir olayla başlar ve o olay bitince azalır. Yaygın kaygıda ise endişe konudan konuya geçerek sürer ve uyku, okul, iştah gibi alanları etkiler. İkisini ayırt etmekte zorlanıyorsanız bir değerlendirme görüşmesi netleştiriyor.
Bilişsel davranışçı terapi kaç görüşme sürüyor?
Süre gencin tablosuna göre değişiyor, ancak bilişsel davranışçı terapi yapısı belli ve genellikle sınırlı sayıda görüşmeyle ilerleyen bir yöntem. İlk görüşmelerde hedefleri birlikte belirliyor ve yaklaşık bir çerçeve konuşuyoruz. Aile görüşmelerinin süreç boyunca devam etmesini öneriyorum.
Ücretsiz

Karar vermeden önce 15 dakika konuşalım.

Bir terapi sürecine başlamak büyük bir karar. Önce tanışalım: aklınızdaki soruyu anlatın, ben de bu konuda çalışmanın gerekip gerekmediğini, gerekiyorsa nasıl ilerleyeceğimizi açıkça söyleyeyim.

  • Ne konuşuyoruz?Çocuğunuzla ilgili gözleminizi ve endişenizi dinliyorum.
  • Ne alıyorsunuz?Bir çalışma gerekip gerekmediğine dair net bir yanıt.
  • Ne kadar sürüyor?15 dakika. Telefonla ya da görüntülü, size uygun olan nasılsa.

Randevu

Randevu almak için

Ön görüşme 15 dakika sürüyor ve ücretsizdir. Gözlemlerinizi dinliyor, bir çalışmanın gerekip gerekmediğini açıkça paylaşıyorum.

WhatsApp'tan yazın Randevu formunu doldurun +90 538 570 24 27
WhatsApp'tan yazın