Buzdolabının kapağında iki haftadır bir doğum günü davetiyesi asılı. Çocuğunuz gitmek istiyor, hediyeyi bile seçtiniz. Ama o gün geldiğinde kapıda duruyor, midesi bulanıyor, "gitmesem olur mu" diyor. Siz de bir yandan zorlamak istemiyorsunuz, bir yandan her seferinde geri adım atmanın bir yere varmadığını hissediyorsunuz.
Ya da şu sahne: veli toplantısından çıkıyorsunuz ve öğretmen size "çok sessiz, hiç parmak kaldırmıyor" diyor. Oysa evde susmayan, espri yapan, saatlerce anlatan bir çocuk var. Bu iki çocuğun aynı çocuk olduğunu anlamak zaman alıyor.
Bu, çocuğunuzun karakter zayıflığı değil. Sizin onu yeterince sosyalleştirmemiş olmanızdan da kaynaklanmıyor. Sosyal kaygı, çocuğun kendini başkalarının gözünden sürekli izlemesi ve o gözde kötü görüneceğine gerçekten inanmasıyla ilgili bir tablo. Ve üzerinde çalışılabiliyor.
Sosyal kaygı bozukluğu nedir?
Sosyal kaygı bozukluğu, çocuğun başkaları tarafından değerlendirileceği ortamlarda yaşadığı yoğun ve sürekli korku. Korkulan şey genellikle şu: yanlış bir şey söylemek, gülünç duruma düşmek, kızarmak, sesinin titrediğinin fark edilmesi.
Her çocuk zaman zaman çekiniyor. Yeni bir ortama girerken duraklamak, ilk gün kenarda beklemek gelişimin beklenen bir parçası. Konuşmamız gereken yer, bu çekingenliğin çocuğun hayatını daraltmaya başladığı nokta.
Sosyal kaygının en yanıltıcı tarafı, çocuğun evde bambaşka biri olması. Aynı çocuk evde şarkı söylüyor, kuzeniyle saatlerce oynuyor, size uzun uzun anlatıyor. Bu yüzden aileler öğretmenin anlattığı çocuğu tanıyamıyor. Oysa çelişki değil bu: sosyal kaygı, tanıdık ve değerlendirilmediğini bildiği ortamlarda ortaya çıkmıyor. Tetikleyici olan şey kalabalık değil, izleniyor olma hissi.
Genellikle okul çağında belirginleşiyor, çünkü çocuktan ilk kez sınıf önünde performans göstermesi bekleniyor. Tahtaya kalkmak, kitap okumak, sunum yapmak. Bu yüzden birinci sınıf ve ortaokula geçiş, ailelerin en çok fark ettiği iki dönem.
Kısa ayrım: Utangaç çocuk ısınana kadar bekler, sonra oyuna karışır ve oradan keyif alır. Sosyal kaygısı olan çocuk ise ısınamaz; ortamda kaldığı sürece huzursuzdur, sonrasında da "acaba bana güldüler mi" diye saatlerce olayı zihninde tekrar eder. Ve giderek o ortamlara hiç girmemeye başlar. Belirleyici olan çekingenliğin kendisi değil, kaçınma ve sonrasındaki zihinsel yorgunluk.
Belirtileri neler?
Sosyal kaygı okul çağında çoğu zaman "uslu çocuk" görüntüsünün altında saklanıyor. Şunlar bir arada görülüyorsa dikkate değer:
- Cevabı bildiği halde sınıfta parmak kaldıramama
- Sunum, şiir okuma ya da tahtaya kalkma öncesi günlerce süren huzursuzluk, uykusuzluk
- Öğretmene soru soramama, tuvalete gitmek için izin isteyememe
- Yemekhanede ya da başkalarının yanında yemek yemekten kaçınma
- Telefonla konuşamama, markette bir şey isteyememe
- Doğum günü, kamp, kurs gibi akran ortamlarını reddetme ya da son anda vazgeçme
- Ortamdan önce beliren beden belirtileri: karın ağrısı, bulantı, terleme, kızarma, kalp çarpıntısı
- Olay sonrası uzun süre "rezil oldum" düşüncesini tekrarlama
- Göz teması kurmakta zorlanma, çok kısık sesle konuşma
Bu çocuklar sınıfın en sorun çıkarmayan çocukları olduğu için uzun süre fark edilmiyorlar. Fark edildiğinde de "zamanla açılır" deniyor. Bir kısmı açılıyor, ama kaçınma yerleştiyse açılmıyor.
Belirtilerin bir kısmı da açıkça kaçınma değil, gizli kaçınma biçiminde oluyor. Çocuk davete gidiyor ama bütün akşam telefonuyla oturuyor. Sınıfa giriyor ama en arka sırayı seçiyor. Sunuma çıkıyor ama yere bakarak, kimseye bakmadan okuyup iniyor. Bunlar dışarıdan katılım gibi görünse de kaygıyı besleyen aynı işi görüyor, çünkü çocuk korktuğu şeyin gerçekleşmediğini test etme fırsatını yine bulamıyor.
Neden oluyor?
Yine tek bir sebep yok. Genellikle birkaç şey birleşiyor:
- Mizaç. Bazı çocuklar yeniliğe doğuştan daha temkinli yaklaşıyor. Bu yatkınlık kalıtsal olabiliyor.
- Utandıran bir deneyim. Sınıfta düzeltilmek, sunumda takılmak, alay edilmek. Tek bir olay bile bir korkunun çekirdeği olabiliyor.
- Akran zorbalığı ya da dışlanma. Çocuklar bunu evde çoğu zaman anlatmıyor.
- Öğrenilmiş temkinlilik. Evde kaygılı bir tutum varsa çocuk dünyayı daha tehlikeli okumayı öğrenebiliyor. Bu bir suçlama değil, üzerinde birlikte çalışılabilecek bir şey.
- Konuşmayla ilgili bir zorluk. Kekemelik ya da sesletim sorunu olan bir çocuk konuşmaktan kaçınmayı öğrenebiliyor.
- Kaçınmanın alışkanlığa dönüşmesi. Bunu ayrı yazacağım.
Kaçınma döngüsü sosyal kaygının motoru. Çocuk davete gitmiyor, o anda müthiş rahatlıyor. Beyin şunu öğreniyor: "gitmemek beni kurtardı". Bir sonraki davet daha korkutucu geliyor. Üstelik gitmediği için sosyal beceri pratiği de yapamıyor, yani gerçekten de bir sonraki sefere daha hazırlıksız oluyor. Kimse yanlış bir şey yapmadan döngü kendini büyütüyor.
Ailelerin en zorlandığı yer de burası. Çocuk gitmek istemediğinde onu zorlamak istemiyorsunuz, bu anlaşılır bir şey. Ama her seferinde vazgeçmek de çocuğa "gerçekten başaramazdın" mesajını veriyor. Terapide yaptığımız şey tam olarak bu ikisinin arasındaki yolu bulmak.
Ne zaman uzman desteği almalı?
Şu üçlüye bakın:
- Süre: Yaklaşık altı ayı geçti mi ve azalmıyor mu?
- Yoğunluk: Kısa bir çekingenlik mi, yoksa çocuğun bedenine yansıyan, günler öncesinden başlayan bir kaygı mı?
- İşlev: Okuldaki katılımı, arkadaşlıkları, sevdiği etkinliklere gitmesi daralıyor mu?
Üçünden ikisi varsa beklemek yerine bir görüşme ayarlamak daha iyi. Sosyal kaygıda erken destek gerçekten fark yaratıyor, çünkü kaçınma ne kadar erken kırılırsa çocuğun kaybettiği sosyal pratik o kadar az oluyor.
Tanı gerektiren bir tablo düşünülüyorsa bu değerlendirmeyi çocuk ve ergen psikiyatristi yapar. Ben psikolog olarak teşhis koymuyorum; değerlendirme yapıyor, terapi sürecini yürütüyor ve gerektiğinde yönlendiriyorum.
Nasıl çalışıyoruz?
Sosyal kaygıda bilişsel davranışçı terapi, üzerinde en çok çalışılmış ve en iyi sonuç veren yaklaşımlardan biri. Şöyle ilerliyorum.
Düşünceyi yakalamak: Çocukla birlikte o anda kafasından geçen cümleyi buluyoruz. "Yanlış söylersem bana gülerler", "sesim titrerse anlarlar". Sonra bu cümleleri sınayacak yollar arıyoruz. Çocuğa "böyle düşünme" demiyorum; birlikte kanıt topluyoruz.
Kademeli maruz bırakma: İşin kalbi burası. Çocukla birlikte bir korku merdiveni kuruyoruz, en kolay basamaktan en zoruna. Örneğin: sınıfta tanıdığı bir arkadaşına bir soru sormak, sonra öğretmene tek kelimelik bir cevap vermek, sonra parmak kaldırıp bildiği bir soruyu cevaplamak, sonra iki cümlelik bir sunum yapmak. Her basamak, rahatlayana kadar tekrarlanıyor. Sıçrama yok, sürpriz yok; basamakları çocuk da biliyor.
Beden çalışması: Nefes ve gevşeme çalışmasıyla, kaygının bedendeki sinyallerini yönetmeyi öğreniyor. Rol oyunlarıyla ortamı odada prova ediyoruz.
Aileyle: Ebeveyn danışmanlığında en çok konuştuğumuz şey şu: çocuğun yerine konuşmayı bırakmak. Garsonun sorusuna, komşunun sorusuna, doktorun sorusuna cevabı ailenin vermesi kısa vadede herkesi rahatlatıyor, uzun vadede kaygıyı besliyor. Bunu tek seferde değil, kademeli olarak bırakıyoruz.
Okulla: Aileden izin alarak öğretmenle konuşuyorum. Çocuğa habersiz soru sorulmaması, sunumun önce küçük gruba yapılması gibi düzenlemeler sürece ciddi katkı veriyor.
Evde yapabilecekleriniz
- Kaçınmaya izin vermeden, zorlamadan ilerleyin. "Gitmeyelim" ile "gideceksin" arasında bir orta yol var: "yarım saat kalıp çıkalım".
- Onun yerine konuşmayı azaltın. Önce siz başlayın, cümlenin sonunu ona bırakın. Sonra tamamını ona bırakın.
- "Utangaç" etiketini kullanmayın. Başkalarının yanında "o utangaçtır" demek, çocuğa kendini tarif eden bir kimlik veriyor.
- Cesareti isimlendirin. "Aferin" yerine "kasiyere kendin söyledin, bunun senin için zor olduğunu biliyorum".
- Küçük ve düzenli sosyal pratikler kurun. Kalabalık bir doğum günü yerine tek arkadaşla iki saatlik bir buluşma çok daha işe yarıyor.
- Kendi tedirginliğinizi belli etmeyin. Kapıda sizin de içiniz sıkılıyorsa çocuk bunu okuyor. Bu utanılacak değil, çalışılacak bir şey.
- Sonrasını konuşun. Ortamdan çıkınca "nasıl geçti" diye sorun ve korktuğu şeyin gerçekten olup olmadığını birlikte gözden geçirin. Bu küçük muhasebe, bir sonraki seferi kolaylaştırıyor.
Sosyal kaygıda ilerleme genellikle sessiz oluyor. Bir gün çocuğunuz size dönüp "bugün tahtaya kalktım" diyor ve siz o cümlenin kaç basamaklık bir yolun sonunda geldiğini biliyorsunuz. Çoğu çocuk bu yolu yürüyebiliyor.
Sık sorulan sorular
İlgili çalışma
Bilişsel Davranışçı Terapi hakkında ayrıntılı bilgi ve randevu için: Çocuklarda Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)



