Telefonda okul müdürünün sesi. "Bugün yine bir olay oldu" cümlesiyle başlıyor ve siz o cümleyi duyar duymaz midenizin düğümlendiğini fark ediyorsunuz. Bu ayın üçüncü telefonu. Kapatıp arabaya doğru yürürken aklınızdan iki soru geçiyor: bu akşam ne söyleyeceğim ve gerçekten benim çocuğum mu böyle?
Bu telefonu alan aileler odama genellikle yorgun ve savunmada geliyor. Bir kısmı tanıdıklarından, bir kısmı öğretmenden çok şey duymuş. Baştan söyleyeyim: burada kötü bir çocuk yok. Davranış bozukluğu bir kişilik yargısı değil, bir tablo adı. Ve bu tablonun sorumlusu ne çocuğun kendisi ne de tek başına siz.
Öte yandan bunu görmezden gelmek de doğru değil. Erken fark edilen tablolar belirgin biçimde daha kolay değişiyor. Bu yazıda ne olduğunu, kurallara ve başkalarının haklarına yönelik ihlallerin karşı gelmeden nasıl ayrıldığını ve aileyle okulun kuracağı ortak planın neye benzediğini anlatacağım.
Davranış bozukluğu nedir?
Davranış bozukluğu, çocuğun yaşına uygun toplumsal kuralları ve başkalarının haklarını tekrar tekrar ihlal ettiği, bu örüntünün uzun süre devam ettiği ve hayatını daralttığı bir tablo. Burada anahtar kelime yine "örüntü". Bir kez kavga eden, bir kez yalan söyleyen çocuk bu tanımın içinde değil.
Genellikle dört başlık altında toplanıyor: insanlara ve hayvanlara yönelik saldırganlık, eşyaya zarar verme, aldatma ya da hırsızlık, ciddi kural ihlalleri. Bir çocukta hepsinin birden bulunması gerekmiyor. Belirleyici olan davranışların tekrarlaması, birden fazla ortamda görülmesi ve süreklilik kazanması.
Şunu ekleyeyim: bu davranışların altında çoğu zaman bir beceri eksikliği yatıyor. Öfkeyi düzenleme, bir çatışmayı sözle çözme, karşısındakinin ne hissettiğini fark etme, sonucu önceden düşünme. Bu beceriler öğretilebilir şeyler. "Kötü niyet" olarak okunduğunda ise kimse bir şey öğretemiyor.
Bu yüzden odamda kullandığım dile dikkat ediyorum ve aynısını evde de öneriyorum. Çocuğu tanımlayan sıfatlar yerine davranışı tarif eden cümleler kuruyoruz. "Saldırgan çocuk" yerine "öfkelendiğinde vurmakla çözmeye çalışıyor". Aradaki fark küçük görünüyor ama sonucu büyük: birinci cümle bir kimlik veriyor, ikincisi üzerinde çalışılabilecek bir hedef.
Karşı gelme bozukluğundan farkı ne?
Aileler bu ikisini sık karıştırıyor, çünkü ikisinde de tartışma ve kural sorunu var. Ancak yöneldiği yer farklı.
| Karşı gelme bozukluğu | Davranış bozukluğu |
|---|---|
| Tartışma, itiraz ve öfke otorite figürlerine yönelir | İhlal başkalarının haklarına ve toplumsal kurallara yönelir |
| Kırgınlık, alınganlık ve kin tutma öndedir | Saldırganlık, eşyaya zarar, aldatma ve ciddi kural ihlalleri öndedir |
| Genellikle daha erken yaşta başlar | Genellikle daha geç yaşta belirginleşir, bazen karşı gelme tablosunun ardından |
| Çoğunlukla evde ve tanıdık ortamlarda yoğunlaşır | Ev, okul ve sokak gibi birden fazla ortamda görülür |
Karşı gelme bozukluğu her zaman davranış bozukluğuna dönüşmüyor, çocukların çoğunda dönüşmüyor. Ama tabloların birbirine komşu olması, erken destek almanın neden bu kadar anlamlı olduğunu da açıklıyor.
Belirtileri neler?
Aşağıdakiler bir yıla yakın süredir, tekrarlayarak ve birden fazla ortamda görülüyorsa dikkate değer. Tek bir maddeyi bir kez görmek bu listeye girmiyor.
- Sık kavga başlatma, akranlarına ya da küçüklere fiziksel zarar verme
- Tehdit etme, korkutma, gözdağı verme
- Hayvanlara kötü davranma
- Başkasının eşyasına kasıtlı zarar verme
- İzinsiz alma, evden ya da başkasından para alma
- Bir şey elde etmek ya da sorumluluktan kaçmak için sık yalan söyleme
- Okuldan kaçma, derse girmeme
- Eve gelme saatine ve temel ev kurallarına sürekli uymama
- Pişmanlık ifadesinin çok az görülmesi
Son maddeyi biraz açayım. Pişmanlığın görünmemesi, çocuğun hissetmediği anlamına gelmiyor. Bu çocukların çoğu suçluluğu göstermeyi bir zayıflık olarak öğrenmiş oluyor. Odada güven kurulduğunda altından çok farklı bir şey çıkıyor.
Kısa ayrım: Zor bir dönemden geçen çocukta davranışlar belli bir olayın ardından ortaya çıkar, sınırlıdır ve ilişki onarıldığında geriler. Konuştuğumuz tabloda ise davranışlar aylardır sürer, birden fazla ortamda görülür ve başkalarının haklarına yönelir. Bu ayrımı ve tanıyı çocuk ve ergen psikiyatristi yapar.
Neden oluyor?
Tek bir suçlu aramak burada özellikle yanıltıcı. Genellikle birbirini besleyen birkaç etken bir araya geliyor.
- Mizaç ve biyolojik yatkınlık. Bazı çocuklar dürtülerini tutmakta doğuştan daha zorlanıyor.
- Eşlik eden tablolar. DEHB, öğrenme güçlüğü, depresyon ve kaygı bu tabloya sık eşlik ediyor. Fark edilmemiş bir öğrenme güçlüğü, sınıfta "yaramazlık" olarak görünebiliyor.
- Zor yaşam olayları. Ailede kayıp, ayrılık, şiddete tanık olma, sık taşınma, ekonomik zorluk.
- Kuralların öngörülemez olması. Aynı davranışın bugün görmezden gelinip yarın sert biçimde cezalandırılması, çocuğa kuralın değil şansın belirleyici olduğunu öğretiyor.
- Akran ortamı. Özellikle ilkokulun sonuna doğru, çocuğun içinde bulunduğu grup davranışın seyrini belirgin biçimde etkiliyor.
Bu maddeleri "kimin hatası" listesi olarak okumayın. Ben bunları hangi noktadan tutabileceğimizi bulmak için değerlendiriyorum.
Ne zaman uzman desteği almalı?
Beklemenin en pahalı olduğu tablolardan biri bu. Çünkü davranış örüntüsü yerleştikçe çocuğun etrafındaki herkes de ona göre konumlanıyor: öğretmen baştan tedbirli, akranlar mesafeli, ev sürekli gergin. Çocuk kendisi hakkında bir hikâye kuruyor ve o hikâyeye uymaya başlıyor.
- Süre: Davranışlar birkaç aydır sürüyor ve azalmıyor mu?
- Yaygınlık: Evin dışında da, özellikle okulda da görülüyor mu?
- İşlev: Arkadaşlıklarını, okul devamını ve ailedeki güveni etkiliyor mu?
Başkasının ya da çocuğun kendisinin güvenliğini tehdit eden bir davranış varsa süre beklemeyin, o başlık ayrı ve acil. Böyle bir durumda gecikmeden başvurmak abartı değil, doğru olan şey.
Erken müdahalenin bu kadar öne çıkmasının sebebi şu: davranış örüntüsü ne kadar erken yakalanırsa, çocuğun beceri dağarcığına yeni bir seçenek eklemek o kadar kolay oluyor. İlkokul çağında yapılan çalışmalarda değişim genellikle daha hızlı geliyor, çünkü çocuk hâlâ ailenin ve öğretmenin etkisine açık. Ergenlikte akran grubu belirleyici hale geldikçe aynı işi yapmak daha uzun sürüyor. Bu, sonradan bir şey yapılamayacağı anlamına gelmiyor, sadece erken başlamanın gerçek bir avantaj olduğu anlamına geliyor.
Karar vermekte zorlanıyorsanız, ücretsiz ön görüşme tam olarak bunun için var. Tabloya bakıp bir sürece gerek olmadığını söylediğim aileler de oluyor ve bunu söylemek de işimin bir parçası.
Nasıl çalışıyoruz?
Aileyle: Bu tabloda en çok kanıtı olan yol ebeveyn danışmanlığı. Az sayıda ve net kural, önceden söylenmiş ve uygulanabilir sonuçlar, tartışmaya girmeden uygulanan tutarlılık, olumlu davranışın düzenli olarak fark edilmesi. Bunlar kulağa basit geliyor ama evde kurmak emek istiyor, birlikte adım adım kuruyoruz.
Çocukla: Öfke anında bedeninin verdiği ilk sinyali tanıma, o anda durabilme, çatışmayı sözle çözme, karşısındakinin bakış açısını fark etme ve sonucu önceden düşünme üzerine çalışıyoruz. Küçük yaşta bunu oyun içinde, daha büyük yaşta bilişsel davranışçı yaklaşımla yürütüyorum.
Okulla: Ailenin izniyle öğretmenle ortak bir plan kuruyoruz. Amaç çocuğu etiketlemek değil, evde ve sınıfta aynı dili konuşmak: hangi davranışın hangi sonucu doğuracağı, günün nasıl takip edileceği, iyi giden şeyin nasıl fark edileceği. Ev ile okul farklı şeyler söylediğinde çocuk ikisini de ciddiye almayı bırakıyor.
Eşlik eden bir tablo varsa, örneğin dikkat ya da öğrenme alanında, onu da değerlendiriyoruz. Bazen asıl değişim, yıllardır fark edilmemiş bir okuma güçlüğünün görülmesiyle başlıyor.
Evde yapabilecekleriniz
- Kuralı üçe indirin. Uygulanabilir üç kural, uygulanamayan on beş kuraldan daha güçlü.
- Sonucu önceden söyleyin. Öfke anında konulan ceza genellikle uygulanamıyor ve her uygulanmayan ceza kuralı biraz daha zayıflatıyor.
- Davranışı eleştirin, çocuğu değil. "Sen yalancısın" yerine "bu söylediğin doğru değildi ve bu beni zorluyor".
- Günde bir kez iyi olanı adıyla söyleyin. "Kardeşin ağladığında bağırmadın, bunu fark ettim" cümlesi, on uyarıdan daha fazla iş görüyor.
- Onarma alanı bırakın. Zarar verdiği şeyi düzeltmesi, özrü sözle değil eylemle kurması. Bu, cezadan daha öğretici.
- Günde on beş dakikayı korumaya alın. Kuralsız, eleştirisiz, sadece birlikte olunan bir zaman. İlişki onarılmadan hiçbir kural tutmuyor.
Bu çocuklar zor davranan çocuklar, kötü çocuklar değil. Doğru zamanda kurulan ortak bir planla çoğu, kendini ifade etmenin başka yollarını öğreniyor. Yolun uzun olması, sonucun kötü olacağı anlamına gelmiyor.
Sık sorulan sorular
İlgili çalışma
Ebeveyn Danışmanlığı hakkında ayrıntılı bilgi ve randevu için: Ebeveyn Danışmanlığı ve Psikoeğitim



