Diyelim ki on beş yaşında bir genç, hafta içi okulda büyüdüğü ülkenin diliyle, arkadaşlarıyla, müziğiyle yaşıyor; akşam eve girdiğinde ailenin beklentileri, alışkanlıkları ve kuralları bambaşka bir dünyayı temsil ediyor. Bu genç sık sık şunu hissediyor: yaşadığı ülkede tam yerli değil, Türkiye'ye gittiğinde de oranın çocuğu gibi hissetmiyor.
Ergenlik zaten kimlik sorgulamasının yoğunlaştığı bir dönemdir. İki kültür arasında büyüyen bir genç için bu sorgulamaya bir katman daha eklenir: "Ben kimim" sorusuna "hangi kültüre göre" sorusu da karışır. Bazı gençler bu ikiliği zamanla kendi lehine bir zenginliğe çevirirken, bazıları uzun süre bir tarafı seçmesi gerektiğini düşünerek gerilim yaşar.
Aileler bu süreçte genellikle iki uçtan birine savrulur: ya Türk kimliğinin korunması konusunda ısrarcı bir tutum takınır, ya da gencin yaşadığı ülkeye tamamen uyum sağlamasını daha kolay bir yol olarak görür. Oysa gencin ihtiyaç duyduğu şey, bu iki uç arasında kendi dengesini kurabileceği bir alan.
Bu yazı, bu arada kalmışlık hissinin nereden geldiğini ve ailenin bu süreçte neyi kolaylaştırıp neyi zorlaştırdığını ele alıyor.
Bu arada kalmışlık hissi nereden geliyor?
Ergenlik dönemi ve temel problemleri üzerine yapılan bir inceleme, bu dönemin en belirgin özelliklerinden birinin kimlik bunalımı olduğunu, gencin kendi değerlerini, aidiyetlerini ve geleceğini sorguladığı bir süreçten geçtiğini ortaya koyuyor. Bu sorgulama, aile ile artan çatışmalarla da birlikte seyredebiliyor. Ergenlik döneminde ebeveynden ayrışma zaten beklenen bir gelişimsel adımdır; iki kültürlü bir ortamda bu ayrışma, kültürel bir boyutla da örülür.
Göç ve çocuk benliği üzerine yapılan bir inceleme ise göç deneyiminin, bireyi iki kültür arasında bir "araf" durumuna yerleştirebileceğini, bunun kimlik ve benlik gelişimini uzun süre etkileyebilecek bir deneyim olduğunu belirtiyor. Bu "araf" hali, gencin kendini hem Türk kültürüne hem yaşadığı ülkenin kültürüne kısmen ait, kısmen yabancı hissetmesi biçiminde kendini gösterebilir.
İki kaynak birlikte okunduğunda ortaya çıkan tablo şudur: ergenlik zaten kimlik arayışının yoğunlaştığı bir dönemdir, göç deneyimi bu arayışa bir kültürel boyut daha ekler. Bu iki sürecin üst üste binmesi, bazı gençlerde diğerlerine göre daha yoğun bir arayış dönemine yol açabilir; bu durum başlı başına bir sorun değil, dikkatle eşlik edilmesi gereken bir süreçtir.
Aile değerleriyle akran grubu çatıştığında ne olur?
İki kültür arasında büyüyen bir ergende sürtüşme genellikle belirli alanlarda yoğunlaşır: özerklik beklentisi, arkadaşlıklar, giyim, sosyal medya kullanımı, aile toplantılarına katılım. Akran grubunun normalleri ile ailenin normları farklılaştıkça genç, ikisi arasında sürekli bir tercih yapıyormuş gibi hissedebilir. Örneğin akranlarının serbestçe katıldığı bir etkinliğe ailenin izin vermemesi, gencin gözünde yalnızca bir kural değil, kültürel bir fark olarak da algılanabilir.
Kısa ayrım: Ergenin bazı konularda ailesinden farklı düşünmesi, kimliğini reddetmesi anlamına gelmez; bu, sağlıklı bir bireyselleşme sürecinin parçasıdır. Asıl dikkat gerektiren, gencin ailesiyle her konuda uzun süreli kopukluk yaşaması ya da kendini hiçbir gruba ait hissetmediğini söylemesidir.
Sosyal medyanın kimlik arayışındaki yeri
Sosyal medya, iki kültür arasında büyüyen bir genç için hem bir köprü hem bir kıyaslama alanı olabilir. Bir yandan Türkiye'deki akrabalarla, arkadaşlarla ve kültürel içerikle bağ kurmayı kolaylaştırır; öte yandan hem Türkiye'deki hem yaşadığı ülkedeki akranlarının paylaşımlarını sürekli takip etmek, gencin kendini iki farklı ölçütle sürekli değerlendirmesine yol açabilir. Ailenin sosyal medyayı tamamen yasaklamak yerine, bu çift yönlü etkiyi gençle birlikte konuşması, daha gerçekçi bir yaklaşım olur.
Ebeveynin kendi göç deneyimi neden fark yaratır?
Bu genci yetiştiren ebeveynin kendisi de bir göç deneyimi yaşamışsa, kendi kimlik arayışını nasıl tamamladığı, gencin sürecine dolaylı olarak yansır. Kendi ikiliğini barışçıl biçimde bir arada tutmayı başarmış bir ebeveyn, gence de bu iki kimliği bir arada taşımanın mümkün olduğuna dair örtük bir örnek sunar. Buna karşılık ebeveyn kendi göç deneyimindeki gerilimi hâlâ çözümlememişse, bu gerilim çoğu zaman ailenin gençle olan tartışmalarına da yansır; bu durumda ailenin kendi geçmiş deneyimini de gözden geçirmesi, gence yardımcı olmanın bir parçası haline gelebilir.
Sık karşılaşılan çatışma alanları
Sık rastlanan bir örnek: bayram ya da özel bir gün, ailenin Türk kültürüne göre kutladığı bir gelenek olabilir, ama gencin akranları bu günün ne anlama geldiğini bilmez ve o gün okulda ya da sosyal etkinliklerde bir şeyleri kaçırdığını hisseder. Ya da tam tersi: yaşadığı ülkede akranlarının doğal karşıladığı bir davranış, ailenin değerleriyle örtüşmeyebilir; sosyal medya paylaşımları, akşam dışarı çıkma saatleri, karşı cinsle arkadaşlık gibi konular sık sürtüşme alanlarıdır. Diyelim ki bir grup arkadaş hafta sonu bir etkinliğe gidiyor ve genç bu etkinliğe katılamıyor; bu tek başına küçük bir kısıtlama gibi görünse de, üst üste biriktiğinde gencin kendini grubun dışında hissetmesine yol açabilir. Bu noktada ailenin amacı, her isteği onaylamak değil, hangi sınırın neden konduğunu gence anlaşılır kılmaktır.
Evde bugün yapabilecekleriniz
Dil de bu arayışın bir parçasıdır
Kimlik arayışı yalnızca değerler ve alışkanlıklar üzerinden değil, dil üzerinden de kendini gösterebilir. Bazı gençler evde bile giderek daha çok yaşadıkları ülkenin dilini tercih etmeye başlar, bu da bazen ailede "Türkçesini mi unutuyor" endişesine yol açar. Bu tercih genellikle o dilin akranlarla kurulan günlük hayatın dili olmasından kaynaklanır ve tek başına Türk kimliğinden uzaklaşma anlamına gelmez. Evde Türkçe konuşmayı doğal bir alışkanlık olarak sürdürmek, bu dengeyi bozmadan iki dili de canlı tutmanın en basit yoludur.
Kardeşler arasında da farklı seyredebilir
Aynı evde büyüyen iki kardeş, iki kültür arasındaki dengeyi çok farklı biçimlerde kurabilir. Büyük olan yaşadığı ülkenin kültürüne daha yakın hissedebilirken, küçük olan Türk kimliğine daha bağlı kalabilir; ya da tam tersi bir tablo görülebilir. Bu fark, kardeşlerden birinin "daha iyi" bir kimlik kurduğu anlamına gelmez. Her gencin bu dengeyi kendi mizacına, arkadaş çevresine ve yaşadığı deneyimlere göre kurduğunu kabul etmek, ailenin kıyaslama yapma eğilimini azaltır.
- İkisini de reddetmeyin. Gencin hem yaşadığı ülkenin kültürüne hem Türk kimliğine ait hissetmesine izin verin, birini diğerine tercih etmesini istemeyin.
- Sorgulamayı dinleyin, hemen düzeltmeyin. Farklı bir görüş duyduğunuzda önce anlamaya çalışmak, tartışmaktan daha fazla kapı açar.
- Kültürel bağı zorunluluk değil, paylaşım haline getirin. Türk kültürüne dair etkinlikleri birlikte keyifli hale getirmek, dayatmadan daha kalıcı bir bağ kurar.
- Güvenli özerklik alanı tanıyın. Yaşına uygun kararlarda söz hakkı vermek, gencin evde de kendi olabileceğini hissetmesini sağlar.
- Arkadaş çevresini merakla sorun, yargılamadan. Akranlarının dünyasını öğrenmek, gencin sizinle paylaşımını artırır.
- Kendi göç ya da uyum deneyiminizi paylaşın. Ailenin kendi zorluklarını nasıl aştığını duymak, gence yalnız olmadığını hissettirir.
- Kuralları tek taraflı değil birlikte konuşun. Ailenin sınırlarını neden koyduğunu açıklamak, kuralı sadece dayatmaktan daha az direnç doğurur.
- Diğer ailelerle bağlantı kurmasına destek olun. Benzer deneyimi yaşayan başka Türk aileler ya da gençlerle tanışmak, gencin yalnız olmadığını görmesini sağlar.
Ne zaman uzman desteği almalı?
Kimlik arayışının kendisi, destek gerektiren bir durum değildir. Ancak bu arayışa uzun süreli içe kapanma, aile ile sürekli ve şiddetli çatışma, okul performansında belirgin düşüş ya da gencin kendini değersiz hissettiğine dair ifadeler eşlik ediyorsa, bir değerlendirme yaptırmak yerinde olur. Ailenin fark edebileceği bir diğer işaret, gencin hem Türk arkadaş çevresinden hem yaşadığı ülkedeki akranlarından aynı anda uzaklaşmasıdır; bu, iki tarafa da ait hissetmediğinin bir göstergesi olabilir. Uyku düzeninde kalıcı bir bozulma, eskiden keyif aldığı etkinliklere karşı belirgin bir ilgisizlik ya da gelecekle ilgili konuşmalardan tamamen kaçınma da ailenin bir görüşme planlamasını düşünebileceği işaretler arasındadır.
Tanı koymak ve ilaç tedavisi düzenlemek çocuk ve ergen psikiyatristinin yetkisindedir; psikolog bu süreçte gencin ve ailenin birbirini anlamasını kolaylaştıran bir çalışma yürütür.
Nasıl çalışıyoruz?
Yurtdışında yaşayan ailelerle online yürüttüğüm görüşmelerde hem genci hem ebeveyni ayrı ayrı dinliyorum, çünkü çoğu zaman iki taraf da aynı endişeyi farklı biçimde yaşıyor. Amaç, gencin Türk kimliğini reddetmesini ya da tam tersini sağlamak değil, iki kültür arasında kendi dengesini kurmasına eşlik etmek. Bu çalışma genellikle birkaç görüşmelik bir aile danışmanlığı ve gerektiğinde gençle bireysel görüşmelerle ilerliyor; süreç boyunca ailenin de kendi beklentilerini gözden geçirmesine alan açıyorum. Bazı ailelerde gencin kendi başına bir görüşme isteği ön plana çıkarken, bazılarında sürecin tamamen aile toplantıları biçiminde ilerlemesi daha uygun düşüyor; bu tercih ilk görüşmede birlikte netleştiriliyor.
Kaynaklar
Bu yazı aşağıdaki çalışmalardan yararlanılarak hazırlandı. Yazıdaki bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır, tanı yerine geçmez.
- Coşkunsever (2022). Gelişim ve Din Psikolojisi Açısından Ergenlik Dönemi ve Temel Problemleri. Türk Din Psikolojisi Dergisi. Kaynağa git
- Bacanlı (2017). Göç ve Çocuk Benliği: Araftakiler. Uluslararası Göç ve Çocuklar (kitap bölümü). Kaynağa git
İlgili hizmet
Çocuk ve Ergen Terapisi hakkında ayrıntılı bilgi ve randevu için: Çocuk ve Ergen Terapisi



