Şöyle bir sahne pek çok evde tanıdıktır: Çocuk yeni bir şeye başlamadan önce "ben bunu yapamam" diyor, denemeden vazgeçiyor. Bir başka evde ise tam tersi bir tablo var: Çocuk her yaptığı işi "iyi mi oldu, güzel mi oldu" diye sorarak onaya sunuyor, sizden onay gelmeden rahat edemiyor. İkisi de aslında aynı temel ihtiyaçla ilgili: özgüven.
Özgüven, doğuştan sabit bir özellik değil, çocuğun günlük deneyimleri üzerinden zamanla şekillenen bir algı. Bir çocuk kendini "yapabilirim" ya da "yapamam" olarak tanımlarken, aslında biriktirdiği yüzlerce küçük deneyimin ortalamasını konuşuyor olur. Bu yazıda özgüvenin nasıl geliştiğini, hangi tutumların onu güçlendirdiğini, hangilerinin zedelediğini ve evde bugünden başlayarak neler yapılabileceğini ele alıyorum.
Bu konuyu ele alırken iki uç arasında bir denge kurmaya çalışıyorum: ne çocuğu her zorluktan koruyan bir ebeveynlik, ne de her başarıyı abartılı biçimde öven bir ebeveynlik özgüveni gerçekten besler. Aradaki alan, çocuğun kendi deneyimiyle tutarlı, somut ve dürüst bir geri bildirimdir.
Özgüven ayrıca tek bir alanda değil, birkaç ayrı alanda gelişir: akademik özgüven, sosyal özgüven ve bedensel/fiziksel özgüven birbirinden bağımsız ilerleyebilir. Derslerinde kendine güvenen bir çocuk, arkadaş ortamında oldukça çekingen olabilir; bu nedenle "özgüvenli çocuk" ya da "özgüvensiz çocuk" gibi genel bir etiket yerine, hangi alanda desteğe ihtiyaç olduğuna bakmak daha faydalıdır.
Yaşa göre de özgüvenin görünümü değişir. Okul öncesi dönemde özgüven daha çok bedensel becerilerle (zıplamak, tırmanmak, bir şeyi kendi başına giymek) ilgiliyken, okul döneminde akademik başarıya, ergenlikte ise akran kabulüne ve kimliğe daha çok bağlanır. Bu nedenle "geçen yıl kendine çok güveniyordu, şimdi tereddütlü" gibi bir değişim, çoğu zaman gelişim dönemiyle ilgilidir; illa bir gerileme anlamına gelmez.
Ergenlik döneminde özgüven, bedensel değişim, sosyal medya karşılaştırması ve akran onayının önem kazanmasıyla birlikte özellikle kırılgan hale gelir. Bu dönemde çocuğun kendini sürekli başkalarıyla kıyaslaması beklenen bir gelişimsel süreçtir; ancak bu kıyaslamanın yoğunluğu ve süresi günlük işlevi bozacak düzeye ulaşıyorsa ayrıca değerlendirilmelidir.
Bu davranışın arkasında ne var?
Özgüvenin temelinde tek bir şey var: çocuğun kendi yeterliliğine dair biriktirdiği gerçek deneyimler. Bir işi denemiş, zorlanmış, bazen başarmış bazen başaramamış ama süreçte kendi başına ilerlemiş olmanın verdiği bir kanı. Bu nedenle özgüven, sürekli başarıdan değil, zorlukla baş etme deneyiminden beslenir. Güvenli bir bağlanma ilişkisi bu sürecin zeminini oluşturur; çocuk zorlandığında yanında birinin olacağını bilirse, denemekten çekinmez.
Özgüveni zedeleyen etkenler ise genellikle şunlardır:
- Sürekli kıyaslama. "Kardeşin böyle yapmıyordu" gibi cümleler, çocuğun kendi ölçütünü değil başkasının ölçütünü içselleştirmesine yol açar.
- Aşırı koruma. Her zorluğun önceden ortadan kaldırılması, çocuğun "ben bunu tek başıma yapamam" bilgisini kaydetmesine neden olur.
- Sert eleştiri. Davranışın değil çocuğun kendisinin eleştirilmesi ("beceriksizsin") kalıcı bir öz algıya dönüşür.
- Tutarsız geri bildirim. Aynı davranışın bir gün övülüp bir gün eleştirilmesi, çocuğun kendi performansını değerlendirme ölçütünü şaşırtır.
- Başarısızlığa tahammülsüzlük. Her kaybı, her düşük notu, her elenmeyi bir aile krizine dönüştürmek, çocuğun hata yapmayı güvenli bir deneyim olarak görmesini engeller.
- Akran zorbalığı. Ergenlerde akran zorbalığı ve mağduriyeti üzerine yapılan sistematik bir derleme, zorbalığa maruz kalmanın kaygı ve depresyon belirtileriyle birlikte özgüvende belirgin bir düşüşe yol açtığını ve Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) temelli müdahalelerin bu tabloda etkili olduğunu gösteriyor.
Bu etkenlerin ortak noktası şudur: hiçbiri tek bir olayla değil, tekrarla özgüveni zedeler. Bir kez yapılan sert bir eleştiri çoğu çocuk için kalıcı bir iz bırakmaz; asıl belirleyici olan, aynı mesajın gün be gün farklı biçimlerde tekrarlanmasıdır.
Hangisi yaşına uygun, hangisi endişe verici?
| Davranış | Yaşına uygun | Dikkat gerektiren |
|---|---|---|
| "Yapamam" cümlesi | Yeni ve zor bir görevde, denedikten sonra vazgeçen | Denemeden önce, her yeni durumda tekrarlanan |
| Onay arayışı | Ara sıra "beğendin mi" diye sorma | Her küçük işte sürekli onay isteme, onaysız rahat edememe |
| Hataya tepki | Kısa süreli hayal kırıklığı | Küçük bir hatadan sonra uzun süre kendini suçlama |
| Sosyal ortam | Bazı ortamlarda çekingenlik | Sürekli geri planda kalma, arkadaş kurmaktan kaçınma |
| Konuşma dili | Ara sıra kendini eleştirme | "Zaten hep böyleyim" gibi genellenmiş, kalıcı ifadeler |
| Yeni ortam | İlk gün çekingen, sonra alışır | Yeni her ortamda aynı düzeyde kaçınma sürer |
Kısa ayrım: Aşırı övgü de düşük özgüven kadar sorunlu olabilir. "Sen dünyanın en iyisisin" gibi genel ve abartılı ifadeler, çocuk gerçek bir zorlukla karşılaştığında inandırıcılığını kaybeder; çocuk kendi deneyimiyle çelişen bir övgüye güvenmeyi bırakır.
Evde bugün yapabilecekleriniz
- Sonucu değil çabayı ve süreci övün. "Kazandın" yerine "pes etmeden denedin" demek, çocuğun kendi çabasına odaklanmasını sağlar.
- Yaşına uygun sorumluluk verin. Sofra kurmak, çantasını hazırlamak gibi küçük görevler gerçek bir yeterlilik deneyimi sunar.
- Hemen yardıma koşmayın. Çocuk bir işte zorlandığında birkaç dakika kendi başına denemesine izin verin, sonra gerekirse destekleyin.
- Kıyaslama yapmaktan kaçının. Kardeş, akran ya da sizin çocukluğunuzla kıyaslamak yerine, çocuğun kendi önceki performansına referans verin.
- Hatayı normalleştirin. Kendi hatalarınızı ve onlarla nasıl başa çıktığınızı sesli paylaşmak, çocuğa hatanın felaket olmadığını gösterir.
- Karar verme alanı açın. Hangi kıyafeti giyeceği, hafta sonu ne yapmak istediği gibi küçük kararları çocuğa bırakmak, kendi seçimlerine güvenmesini destekler.
- Kendinizi de affedin. Bir gün sabrınız taşıp sert bir şey söylediyseniz, bunu abartmadan telafi edin. Tek bir anın değil, uzun vadeli örüntünün belirleyici olduğunu unutmayın.
- Küçük risk almasına izin verin. Yeni bir aktiviteye yazılmak, tanımadığı bir çocukla konuşmak gibi düşük riskli denemeleri teşvik etmek, "denesem ne olur" sorusuna kendi cevabını bulmasını sağlar.
- Duyguyu isimlendirmesine yardım edin. "Zorlanınca sinirlendin galiba" gibi bir cümle, çocuğun kendi tepkisini anlamasını ve daha sonra kendi kendine sakinleşmesini kolaylaştırır.
- İlgi alanına özel bir başarı alanı destekleyin. Çocuğun kendini iyi hissettiği bir alanda (spor, müzik, resim, bir hobi) düzenli zaman geçirmesi, diğer alanlardaki zorlanmayı dengeleyen bir kaynak oluşturur.
Bu maddelerin ortak paydası, çocuğa "seni her koşulda seviyorum" mesajıyla "bunu tek başına yapabilirsin" mesajını aynı anda vermektir. İkisi çelişmez; asıl özgüveni besleyen de bu iki mesajın bir arada verilmesidir.
Ne zaman uzman desteği almalı?
Çocuğun kendine dair olumsuz cümleleri günlük konuşmanın sık bir parçası haline geldiyse, yeni bir şeye başlamaktan sistematik olarak kaçınıyorsa ya da bir akran zorbalığı söz konusuysa, evdeki düzenlemeler tek başına yeterli olmayabilir. Özellikle zorbalık durumunda çocuğun yalnızca özgüveni değil güvenlik hissi de etkilendiği için, bir uzmanla görüşmek sürecin uzamasını önler.
Uyku düzeninde bozulma, içe kapanma ya da eskiden keyif aldığı etkinliklerden uzaklaşma gibi belirtiler özgüven sorununa eşlik ediyorsa, tabloyu yalnızca özgüven çerçevesinde değil daha geniş bir değerlendirmeyle ele almak gerekir.
Bazı aileler "büyüyünce kendiliğinden düzelir" diye bekler; bazı durumlarda bu doğrudur. Ancak çocuğun kendi hakkında biriktirdiği olumsuz cümleler yıllar içinde pekişir ve yetişkinlikte de sürebilir. Bu nedenle beklemekle erken destek almak arasındaki dengeyi, davranışın süresine ve yoğunluğuna bakarak kurmak daha güvenlidir.
Ebeveynin kendi özgüveniyle ilgili tutumu da bu süreçte bir model oluşturur. Kendi hatalarını sürekli ağır biçimde eleştiren bir ebeveynin yanında büyüyen çocuk, hatayla ilgili aynı sert tutumu genellikle devralır. Bu nedenle çocuğa söylediklerinizin yanında, kendi kendinize söylediklerinizin de bir örnek oluşturduğunu göz önünde bulundurmak faydalıdır.
Okulun ve öğretmenin tutumu da bu süreci etkiler. Öğretmenle ara sıra kurduğunuz kısa bir iletişim, çocuğun sınıf içindeki katılımını ve akran ilişkilerini nasıl deneyimlediğine dair evde göremeyeceğiniz bir bilgi verir; özellikle sessiz ve içine kapanık çocuklarda bu bilgi değerlidir.
Son olarak, özgüvenin sabit bir hedefe ulaşıp orada kalan bir şey olmadığını hatırlatmak isterim. Özgüveni yüksek bir çocuk da yeni ve zorlayıcı bir dönemde (okul değişikliği, ergenliğe geçiş, bir kayıp) geçici olarak tereddüde düşebilir. Asıl önemli olan, bu dönemlerde eski güvenine yeniden dönebilme kapasitesidir; bu kapasite de tıpkı özgüvenin kendisi gibi, tekrarlanan küçük deneyimlerle güçlenir.
Nasıl çalışıyoruz?
Özgüven konusunda gelen ailelerde çocuğun yaşına göre oyun terapisi ya da doğrudan görüşme yoluyla çalışıyor, aynı zamanda ebeveyn danışmanlığıyla evdeki tepkileri yeniden düzenliyorum. Akran zorbalığı ya da kaygı tabloları eşlik ediyorsa Bilişsel Davranışçı Terapi çerçevesinde ilerliyorum. Çalışmanın hedefi, çocuğa dışarıdan sürekli onay aramadan kendi çabasını değerlendirebileceği bir iç ölçüt kazandırmaktır.
Kaynaklar
Bu yazı aşağıdaki çalışmalardan yararlanılarak hazırlandı. Yazıdaki bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır, tanı yerine geçmez.
- Çalık, Karaaziz (2026). Ergenlerde Akran Zorbalığı ve Mağduriyeti ve Bilişsel Davranışçı Terapinin Sistematik Değerlendirilmesi. Journal of Social Research and Behavioral Sciences (SADAB). Kaynağa git
İlgili hizmet
Çocuk ve Ergen Terapisi hakkında ayrıntılı bilgi ve randevu için: Çocuk ve Ergen Terapisi



