Şöyle bir sahne çoğu evde tanıdıktır: Sofraya yeni bir yemek geldi, çocuk tabağa bir bakışta "bunu sevmiyorum" dedi, tabağını itti. Siz önce sabırla, sonra biraz sinirle "üç kaşık dene, sonra kalkabilirsin" pazarlığına girdiniz. On beş dakika süren müzakerenin sonunda ya bir iki kaşık zorla yedirildi ya da çocuk aç kalkıp yarım saat sonra ayrı bir şey istedi.
Bu sahne haftada birkaç kez tekrarlanıyorsa, sofra artık bir yemek yeme yeri değil, bir güç mücadelesi alanına dönüşmüş demektir. Bu yazıda seçici yeme ile gerçekten üzerinde durulması gereken bir beslenme sorununu nasıl ayırt edeceğinizi ve sofrayı yeniden sakin bir yere nasıl döndürebileceğinizi anlatıyorum.
Ailelerin bu konuda en çok yorulduğu nokta, kararsızlık. Bir gün pazarlığa girip bir iki kaşık daha yedirmeye çalışıyorsunuz, ertesi gün yorgunluktan pes edip "aç kalırsa kalsın" diyorsunuz. Çocuk da hangi tepkinin işe yarayacağını öğrenmiş oluyor ve sofra her seferinde yeniden bir müzakere masasına dönüşüyor. Oysa bu döngüyü kıran şey, tek bir mucizevi yöntem değil, birkaç hafta boyunca sürdürülen tutarlı bir tavır.
Bu davranışın arkasında ne var?
Seçici yeme, iki ile altı yaş arasında oldukça yaygın bir gelişim evresi. Bu yaşta çocuk kontrol edebileceği çok az alan bulur, ne giyeceğine, nereye oturacağına o karar vermez ama ne yiyeceğine dair bir sözü olabilir. Tabağı reddetmek, bu yaşta bağımsızlık ilan etmenin en kolay yollarından biri. Okul öncesi dönemde sık görülen davranış örüntülerini ele alan bir derleme, bu dönemde görülen direnç davranışlarının büyük kısmının, çocuğun kendi özerkliğini denemesiyle ilgili olduğunu, kalıcı bir bozukluk olmadığını gösteriyor.
Bir başka katman da duyusal hassasiyet. Bazı çocuklar yiyeceğin dokusuna, kokusuna ya da renklerin karışmasına diğerlerinden daha duyarlı. "Sosun etle karışmaması", "yeşil bir şeyin tabağa dokunmaması" gibi ısrarlar, inatçılıktan çok bu duyusal hassasiyetten kaynaklanabiliyor. Böyle bir çocuk için yeni bir yiyeceği tabağa koymak bile, o yiyeceği yemesini istemekten önce atılması gereken bir adım; önce görmesi, sonra dokunması, sonra koklaması, en son da tadına bakması gerekebilir. Bu sırayı atlayıp doğrudan "ye" demek, direnci artırıyor.
Bazı çocuklarda ise mesele kaygıyla ilişkili. Yeni ve tanımadığı bir yiyeceği denemek, o çocuk için küçük bir risk alma anı. Kaygıya yatkın çocuklarda bu risk alma isteksizliği yemek dışında da (yeni bir oyun, yeni bir ortam) görülüyor olabilir. Bu tabloda mesele yemekten çok, bilinmeyenle karşılaşmaktan duyulan tedirginlik.
Bu üç katmanı (özerklik, duyusal hassasiyet, kaygı) birbirinden ayırmak her zaman kolay değil, ama bir ipucu şu: Özerklik kaynaklı seçicilik genellikle sofra dışında da kendini gösterir, çocuk giyeceği kıyafeti de, oynayacağı oyuncağı da kendisi seçmek ister. Duyusal hassasiyet kaynaklı seçicilikte genelde belirli dokular ya da tatlar tutarlı şekilde reddedilir. Kaygı kaynaklı seçicilikte ise "yenisi" kelimesinin kendisi bile tepki uyandırır, tanıdık olan her şey kabul görür, yeni olan her şey reddedilir.
Bu ayrım pratikte şu işe yarıyor: Özerklik kaynaklıysa çözüm, çocuğa sofrada başka alanlarda seçim hakkı tanımaktan geçiyor (hangi tabakla yiyeceği, nereye oturacağı gibi). Duyusal hassasiyet kaynaklıysa dokuları ayrı sunmak ve baskıyı azaltmak yardımcı oluyor. Kaygı kaynaklıysa yeni yiyeceklere yaklaşımı çok küçük, tehditkar olmayan adımlarla yapmak gerekiyor. Yani "seçici yeme" tek bir reçeteyle çözülecek tek bir problem değil, altında hangi mekanizmanın olduğuna göre yaklaşım da değişiyor.
Kısa ayrım: Seçici yeme, çocuğun belirli besin gruplarından en az birkaç çeşit yiyeceği kabul etmesi, büyüme eğrisinin normal seyretmesi ve enerjisinin yerinde olmasıyla tanınır. Gerçek bir beslenme sorununda ise büyüme eğrisi düşer, çocuk tek bir besin grubunu tamamen reddeder ya da yemek reddi kilo kaybına, halsizliğe kadar uzanır. İkincisi bir uzman değerlendirmesi gerektirir.
Bu ayrımı yaparken en güvenilir ölçüt, sofradaki dram değil, çocuğun büyüme eğrisi ve enerji düzeyi. Sofrada her akşam ağlama, bağırma yaşanıyor olsa bile çocuk koşuyor, oynuyor, büyüyorsa, mesele büyük ihtimalle bir davranış ve iletişim meselesi. Buna karşılık sofra sakin geçtiği halde çocuğun kilosu aylardır artmıyorsa, asıl dikkat edilmesi gereken şey görünürdeki dram değil, görünmeyen büyüme verisi.
Evde bugün yapabilecekleriniz
- Pazarlığı bırakın. "Üç kaşık daha yersen" cümlesi kısa vadede işe yarasa da, uzun vadede yemeği bir ödül karşılığı yapılan bir iş haline getiriyor. Yemek yeme miktarına karışmadan, ne konulacağına siz, ne kadar yeneceğine çocuk karar versin.
- Aynı sofrada, tek menü servis edin. Çocuğa ayrı bir yemek hazırlamak, seçiciliği pekiştiriyor. Herkesin yediğinden, çocuğun sevdiği en az bir öğe sofrada bulunsun, gerisini denemesi kendi seçimine kalsın.
- Sofra süresini kısa tutun. Yirmi, yirmi beş dakika sonra herkes kalkar, tabak ne durumdaysa öyle kaldırılır. Uzayan sofralar, uzayan direnci de beraberinde getiriyor.
- Baskısız tanıştırma yapın. Yeni bir yiyeceği bir kerede kabul etmesini beklemek yerine, aynı yiyeceği farklı günlerde, tadına bakma zorunluluğu olmadan tekrar tekrar tabağa koyun. Bir yiyeceğe alışmak bazen on kereyi bulabiliyor.
- Tatlıyı ödül olarak kullanmayın. "Yemeğini bitirirsen tatlı var" cümlesi, tatlıyı sebzeden daha değerli bir ödül konumuna taşıyor. Tatlı ayrı bir öğün öğesi olarak, yemekle koşullu olmadan sunulabilir.
- Kendi tabağınızla model olun. Çocuklar sofrada söylenenden çok görülene bakıyor. Siz de aynı yiyeceği yiyip keyifle yediğinizi gösterdiğinizde, bu sözlü ikna etmekten daha güçlü bir mesaj oluyor.
- Çocuğu sofra hazırlığına dahil edin. Market alışverişinde bir sebzeyi seçmesine izin vermek, sofrayı kurmasına yardım ettirmek, yemekle kurduğu ilişkiyi bir mücadele alanından bir ortaklığa doğru kaydırabiliyor.
- Övgüyü yeme miktarına değil davranışa yöneltin. "Bugün tabağını bitirdin" yerine "bugün sofrada sakin oturdun" gibi bir cümle, çocuğun dikkatini miktar üzerindeki pazarlıktan uzaklaştırıyor.
Zorla kaşık kaşık yedirmek, tehdit etmek ya da yemek yemediği için oyuncak, ekran gibi başka bir şeyi cezai araç olarak kullanmak, kısa vadede bir iki lokma daha yedirse bile uzun vadede sofrayı daha gergin bir yer haline getiriyor. Çocuk yemeği bir tehditle ilişkilendirmeye başladığında, sofraya oturmadan önce bile huzursuzlanabiliyor. Bu yaklaşımların hiçbiri kalıcı bir çözüm sunmuyor, sadece o anki krizi erteliyor.
Ne zaman uzman desteği almalı?
Aşağıdaki durumlarda bir değerlendirme almak faydalı olur:
- Büyüme eğrisinde (boy, kilo) belirgin bir yavaşlama ya da düşüş varsa
- Çocuk yalnızca birkaç yiyecekle besleniyor ve yeni hiçbir şeyi denemeye yanaşmıyorsa
- Yemek reddi halsizlik, dikkat dağınıklığı ya da sık hastalanma ile birlikte gidiyorsa
- Yeni yiyecek denemesi istendiğinde yoğun ağlama, kusma refleksi ya da panik benzeri bir tepki oluşuyorsa
- Ev dışında (okul, misafirlik) da yemek yeme konusunda belirgin bir zorlanma yaşanıyorsa
Bu değerlendirmeyi yaparken tek bir akşamki tabloya değil, birkaç haftalık genel gidişata bakmak daha güvenilir. Çocuğun bir akşam iştahsız olması, ertesi gün normal yemesi endişe verici değil. Haftalar boyunca aynı birkaç yiyecekten çıkamıyor, büyüme takibinde bir yavaşlama görülüyor ya da aile sofrayı tamamen bir gerilim kaynağı olarak yaşıyorsa, bu konuyu tek başına çözmeye çalışmak yerine bir görüşmeyle netleştirmek daha rahatlatıcı olabilir.
Bazı aileler bu adımı geciktiriyor, çünkü "belki büyüyünce kendiliğinden düzelir" diye umuyor. Çoğu zaman gerçekten düzeliyor da, ama sofrada yıllarca süren bir gerginlik, çocuğun yemekle kurduğu ilişkiyi de etkileyebiliyor. Erken bir değerlendirme, illa uzun bir süreç anlamına gelmiyor, çoğu zaman ailenin yaklaşımını birkaç noktada değiştirmek yeterli oluyor.
Bu tablolarda önce çocuk doktoruyla büyüme takibi yapılması gerekiyor. Yemek reddinin altında yoğun bir kaygı varsa, bu kaygıyla doğrudan çalışmak faydalı olabiliyor. Duyusal hassasiyetin yemek dışında da (giysi etiketleri, belirli sesler, kalabalık ortamlar) kendini gösterdiği durumlarda, meseleyi yalnızca sofrayla sınırlı tutmadan bütüncül bir şekilde değerlendirmek gerekiyor. Tanı koymak ve gerektiğinde ilaç tedavisi düzenlemek çocuk ve ergen psikiyatristinin yetkisindedir; psikolog olarak benim rolüm bu tabloyu değerlendirmek ve uygun yöntemle çalışmak.
Nasıl çalışıyoruz?
Yemek konusunda gelen ailelerle önce sofra düzenini, ailenin şu ana kadar denediği yöntemleri ve çocuğun büyüme öyküsünü konuşuyoruz. Çoğu ailede birkaç haftalık ebeveyn danışmanlığı, sofradaki pazarlık dilini değiştirmek ve tutarlı bir yaklaşım kurmak için yeterli oluyor. Duyusal hassasiyet ya da kaygı ön plandaysa, oyun terapisiyle çocuğun kendisiyle de çalışabiliyoruz. Görüşmeler Kurtköy, Pendik'teki ofisimde yüz yüze ya da Türkiye'nin her yerinden ve yurtdışından online yapılabiliyor.
Kaynaklar
Bu yazı aşağıdaki çalışmalardan yararlanılarak hazırlandı. Yazıdaki bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır, tanı yerine geçmez.
- Genç, Tolan (2021). Okul Öncesi Dönemde Sık Görülen Psikolojik ve Gelişimsel Bozukluklarda Oyun Terapisi Uygulamaları. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar. Kaynağa git
- Gümüş, Görmez (ed.) (2019). Anksiyete Çocuk ve Gençlerde Bilişsel Davranışçı Terapi. Akademisyen Kitabevi. Kaynağa git
İlgili hizmet
Ebeveyn Danışmanlığı hakkında ayrıntılı bilgi ve randevu için: Ebeveyn Danışmanlığı ve Psikoeğitim



